Türk futbolu tarihinin en karanlık günlerini yaşıyor.
Bir yanda koca koca camiaları, futbol adamlarını, başkanları yutmaya hazırlanan şike-teşvik girdabı, öte tarafta Türkiye Futbol Federasyonu seçimlerine 3-4 gün kala yaşanan belirsizlik. Fenerebahçe-Galatasaray, Fenerbahçe-Trabzon savaşları, ödenmeyen transfer ücretleri...
Kabus gibi.
Acaba bunlar bir rüya mı?
Uyansak dönebilir miyiz 2 Temmuz cumartesi sabahına?
Neyse, biz yine gerçek yaşama dönelim.
Yukarıdaki kara tabloyu gün ve gün yaşıyoruz.
Kurtuluş yok yok yaşayacağız da!
Ne var ki bu gelişmeler içinde bir tanesi var ki, gerçekten büyük tehlike arz ediyor Türk toplumu için.
Hangisi mi?
Elbette Fenerbahçe-Galatasaray kavgası.
Fenerbahçe Başkanı sayın Aziz Yıldırım'ın Çağlayan Adliyesi'nde yaptığı savunmada, eski defterleri açıp Galatasaray'ı suçlaması, son günlerde küllenen ateşi yeniden alevlendirdi.
Ne dedi Aziz Yıldırım?
"Denizli-Fenerbahçe maçı 16 dakika durduruldu. Denizlispor, ligde kaldığı belli olduğu halde 1 yılboyunca vermediği mücedeleyi son 16 dakikada verdi. Galatasaray tarafından teşvik verildiğ iher yerde konuşuluyordu. Bize dolandırıcılıktan iddianamede suçlama yapan savcı Mehmet Berk, Denizli maçıyla ilgili görevsizlik kararı verip dosyayı başka bir adliyeye gönderdi. Denizli başkanı Ali İpek, çantaların ortada dolaştığını söyledi ama takımı kümede kalınca sustu.
Galatasaray-Strum Graz maçını izleyelim 22 futbolcunun nasıl şike yaptığını ibreti alem için hep beraber görelim. Galatasaray'ın Malatyasporlu oyunculara verdiği arabalar, Bursa kalecisine teklif edilen şikeyi, A.Gücü'nü 8-0 yenmesini yeniden irdelemek gerek."
Sayın Aziz Yıldırım ve avukatları niçin böyle bir yol seçti anlamak güç ama bu açıklamalar, ne yazık ki, fitili ateşledi.
Galatasaray Başkanı Ünal Aysal, yazdığı bir mektupla Fenerbahçe Başkanına yanıt verirken, bir anlamda da ortam geriliyordu.
Aslında kişiye özel bir mektuptu ama kamuoyuyla paylaşmıştı Aysal görüşlerini.
Lafı da "Bizlerin görevi futbolu kirletmek değil temize çıkarmak olmalı' diye bağlıyordu G.Saray Başkanı.
İsterseniz bir de Ünal Aysal'ın kaleminden bakalım ezeli atışmaya:
"Ne yazık ki, daha ilk günden itibaren yanlış bir yol izlemektesiniz. Galatasaray başta olmak üzere başka kulüpleri de suçluymuş gibi gösterme çabalarınız, hukuk bilgime dayanarak söylüyorum, sizi de, kurumunuzu da temize çıkarmaz. Üstelik spor dünyamız açısından tam da engellemek istediğim o nefret duygularını pekiştirir. Başarıya ne denli tutkulu bir insan olduğunuzu tahmin edebiliyorum. Ama kurumlarımızın başarısının ötesinde topluma karşı önemli sorumluluklarımız var ve bu yönde çağdaş değerleri benimsemiş olmamız gerekir. Bu açıdan kendinizi kurtarmak için bile olsa 107 senelik şerefli tarihimize dil uzatarak ve mesnetsiz iftiralarla “leke bulaştırma” yönteminin size hiçbir faydası olmayacağı gibi son derece tehlikeli neticeler doğuracağını özellikle hatırlatmak isterim."
Evet, bu iki açıklama da ne yazık ki, sporun 'fair' ruhuna uymuyor.
Öncelikle sayın Aziz Yıldırım'ın "2006'daki dosyayı savcı Mehmet Berk başka adliyeye gönderdi' sözü mantıklı değil.
Çünkü Yıldırım ve arkadaşları 6222 sayısı yasa ile yargılanıyor ve yasa 2011 yılının nisanında yürürlüğe girdi. Daha önce Türkiye'de şikeydi, teşvikti, destekti, köstekti gibi yaklaşımlar 'suç' değildi.
Hele işi daha gerilere götürüp 2000'deki Şampiyonlar Ligi maçına demvurmak, 1990'lı, hatta 1980'li yıllara inmek ne denli doğru anlaşılır gibi değil?
Ve elbette Ünal Aysal da camiasına olan sorumluğu gereği 'tatlı-sert' bir üslupta yanıt verdi Aziz Yıldırım'a.
Bu iki görüş, kulüp üyeleri, kongre üyeleri, bizler arasında 'hoşgörü' ile karşılanıp unutulabilir.
Ama 18 Mart'taki Fenerbahçe-Galatasaray derbisinde ne yazık ki, bu iki açıklama da bumerang gibi dönüp dolaşıp kafamızı yaracak.
O gün Kadıköy'de istenildiği kadar önlem alınsın, öfke bir yerde patlayacak.
Ve b görüntüler, gerçekten görmek istemediğimiz görüntüler olaacak.
Umarız o güne kadar ortak yumuşar, hem Aziz Yıldırım, hem Ünal Aysal, dostluk mesajları verirler.
Eğer, tansiyon düşmezse ne yazık ki bu ateş artık çok zor söner!