Aslen Rizeli olan Abdullah Maksut Engin 1985'te İstanbul'da doğdu. 8 yaşından bu yana futbolun içerisinde olan Abdullah Hoca, İstanbul Üniversitesi'nden BESYO futbol antrenörlüğü uzmanlığıyla mezun oldu.
Galatasaray Futbol Akademisi'nde kaleci antrenörlüğü yapan Engin, şu an Marmara Üniversitesi Hareket ve Antrenman Bilimlerinde yüksek lisans eğitimi alıyor.
Tecrübeli antrenörün Türk Futbolu ve kaleci sorununu kaleme aldığı yazısı şu şekilde:
KALECİ Mİ SEÇİYORUZ YOKSA KARPUZ MU ?
Bir konu hakkında doÄŸru bilgiye ulaÅŸmanın birinci yolu sorgulamak ve “Niçin” , “Nasıl” sorusunu sormak ise biz kalecilikle ilgili olarak bugüne kadar neyi sorguladık? Neyi planladık?
Sanırım yazıma bununla başlamam gerekiyor.
Son zamanlarda kaleci yetiştiriyoruz deyip ülkenin değerli yetenekleri olan Rüştü, Volkan, Tolga, Onur, Cenk gibi isimleri sayarken,
360 km/h göstergeli bir arabada 120 km/h ile gitmeyi başarı olarak mı görüyoruz acaba?
Ve merak uyandırıcı bir soru:
Nasıl oluyor da Barcelona altyapısında aynı kategoride oynayan iki kaleciden biri profesyonel takımında birinci kaleciyken diğer kaleci de Liverpool kalesini koruyabiliyor?
Sanırım bu sorunun cevabını, kalecileri uluslararası seviyeye çıkaramayan bizlerin cevaplaması gerekli…
Victor Valdes (1982) ve Pepe Reina (1982) örneklerinin istisna olduğunu düşünenler için, konuyu incelemeye devam edelim.
Kaleci yetiştirmeyi değil, maalesef ki seçmeyi bile sistematik bir hale getiremedik. Altyapıdaki yetenekli gençlerden, kaleci olur diyebilmek için mevcut kriterlerimiz nelerdir?
Kaleci seçerken karpuz seçer gibi kafasına mı vurmalı yoksa kavun gibi ters çevirip koklamalı mı?
Ya da boyuna ve el, kol büyüklüğüne bakmamız yeterli midir?
Nedir kriter?
Galiba yok. En azından bilgi alabileceğimiz ve üreteceğimiz bir kaleci eğitim merkezimiz yok.
Varsa bilen birileri bizim gibi genç kaleci yetiştiricileri için söyleyebilir mi?
Hazır konuyla ilgili merak uyandırmışken;
Hocalarımız kısıtlı imkanlar ile geçmişten bu yana ne yapmışlar, bunu da bir derleyelim isterseniz.
Yetenekli ve hevesli görünen gençleri görünüş olarak kaleci olabilecek sübjektif özelliklerle seçmişler. Çoğunlukla genç kalecilerin ne atletik özelliklerini ne de teknik, taktik, psikolojik davranış özelliklerini, yaşına uygun planlama ile sistematik bir eğitim sürecinde planlayamamışlardır. Bu gelişme dönemi çoğunlukla farklı çalıştırıcılarla, doğaçlama bir planlama ile eğitilmiş gençlerimiz büyüdüklerinde kalecilikleri doğaçlama şekilde uygulamaya devam etmektedirler. Bazen üst düzeyde kalecilik yaparken, bazen de çok basit hatalarla müsabaka oynamaya devam etmişler üst seviyedeki çizgilerini de uzun süre koruyamamışlardır.
Bunu gidermenin yolu sadece sistematik ve çok yönlü eğitim tercihi temelinin oluşmasıyla sağlanır.
Geçmişten bugüne sistematik eğitim temeli oluştursaydık bugünkü durumdan çok daha ileri seviyelerde kalecilere sahip olabilirdik diye düşünüyorum.
Dikkat çekebileceğini düşündüğüm birkaç örneğe üzülerek değinmek istiyorum.
Ümit Milli Takım kalecimiz Özkan Karabulut? Daha önce bu ismi duymuş muydunuz?
GençlerbirliÄŸi Spor Kulübünde birlikte oynadığı 1991 doÄŸum tarihli Metin Uçar ile 9-12 AÄŸustos 2010 tarihleri arasında U-20 milli Takımı'nın Valeriy Lobanovski Turnuvası aday kadrosuna davet edilmiÅŸlerdi. O tarihe kadar Metin Uçar genç milli takımların farklı kategorilerinde 49 kez görev yaparken, Özkan Karabulut 5 kez görev yapmıştı. O tarihten sonra ise; Metin Uçar milli takımlara davet edilmezken, Özkan Karabulut halen görev yapmaktadır. Bu yüzden Özkan’a ve ülke futbolumuza haksızlık yapmış olabilir miyiz ?
BeÅŸiktaÅŸ J.K. kalecisi olarak 50 kez Genç Milli Takımların farklı kategorilerinde görev yapan 1990 doÄŸum tarihli Erdem Köse tabi ki de hiç amatöre dönmez ve ÅŸu anda da 3. ligde oynamazdı. Bunun gibi birçok ‘’Erdem Köse’’ örneÄŸi de sayabilirim…
Acaba o zaman mı yanlış tercih yaptık yoksa ÅŸimdi mi yapıyoruz…
Ya da U 15’ten U 21 milli takımlarına kadar olan ortalama 90-100 müsabakada oynama ÅŸansını doÄŸru zamanda doÄŸru kalecilere verip onların geliÅŸmelerine ne kadar yardımcı oluyoruz ?
Peki A Milli Takım kalecimiz ?
Bu konuda haksız yere eleÅŸtirildiÄŸini düşündüğüm Volkan Demirel’i ilk defa U-20 Milli takımlarına da davet etmezdik.
Aklıma şöyle bir soru geliyor. Temel eğitimi doğru zamanda verilebildik mi?
Hem de aÄŸacın yaÅŸ iken eÄŸildiÄŸini hepimiz biliyorken…
Volkan Demirel’e baskı altında tribün faktörü, empati (duygudaÅŸlık) yapma, kendini kontrol etme gibi daha bir çok sayabileceÄŸim eÄŸitimleri küçük yaÅŸlarda verebildik de o mu uygulayamadı?
Tek suçlu o derken, bizlerin de sorumluluğu fazlasıyla yok mu ?
01.09.2011 - 01.10.2011 tarihleri arasında Türkiye Futbol Federasyonu bilgisi dahilinde bilgi bankalarından yararlanılarak yaptığım 1995 -2006 tarihleri arasında Genç ve Ümit milli takımlara seçilmiş 106 kalecili bir araştırmanın sonuçları şöyledir:
(Genç Milli: U15-U16-U17-U18-U19-U20 Ümit Milli: U21 olarak kategorilere ayrılmıştır.)
106 genç milli olmuş kalecilerin Spor Toto ve Bank Asya liginde bir sezonda oynadığı maç ortalaması iki maçın altında iken, 2. lig ve 3.liglerde toplam 7-8 maça çıkmaktadır.
Genç milli takımlara seçilen ortalama her 10 kalecimizden 1’i profesyonel olamazken, profesyonel olan kalecilerden 3-4’ü sonradan amatöre dönmüştür.
Genç milli olmuÅŸ kalecilerin ortalama %36’sı Ümit milli takımda görev alabilmiÅŸtir.
Ümit milli olmuÅŸ kalecilerin ortalama %33’ü A milli takımda görev alabilmiÅŸtir.
Genç milli olmuÅŸ kalecilerin ortalama %12’si A milli takımda görev alabilmiÅŸtir.
Yine 2010-2011 sezonu Spor Toto ve Bank Asya liglerinde ki istatistiklere göre;
Hiç genç milli olmamış kaleciler, genç milli olmuş kalecilere göre daha fazla süreler almış, hatta bazı yaş gruplarında bu oran 3 kat daha fazla sürelere ulaşmıştır.
Bu tespitlerden sonra demek oluyor ki biz zamanında yanlış kişileri seçtik, ya da kaleci seçimlerinde olduğu gibi yetiştirilmelerinde de bir sistemle gidemedik. Bu yüzden de gelişim yaşları arasında ciddi tutarsızlık oluştuğu için birileri gelip diğerlerini geçti ve şu an onlar oynuyor. Sanırım bu sonuçlar iğneyi kendimize batırıp gelecek nesillere hazırlık yapmamız gerektiğinin bir göstergesidir.
Günü birlik, anlık geliÅŸmelere ani çözümler bulmak gibi doÄŸaçlama olarak geliÅŸen bu sistemde kalecilerden, Rüştü ÅŸuydu, Onur da bu olabilir. Volkan buydu, Özkan’da bu olabilir diyebileceÄŸimiz kağıt üstüne döktüğümüz hiçbir yazılı bilgimiz olmasa da; kalecilikle ilgili hazırlanmış birikimlerimiz var. Bunları da yok saymak ve önemsememek 90’lı yıllarda bir mesleÄŸin çıkışında ve geliÅŸmesinde büyük emeÄŸi olan çok deÄŸerli hocalarımıza da haksızlık ve saygısızlık olur.
Peki bu noktada yıllar sonra yetiştireceğimiz kaleciler için yazılı ve bilimsel değerlere sahip kalecilik normları oluşturup kıyaslama yapabilmemiz ise bu konuda bir başlangıç olabilir mi?
Bunları ne zaman sorgulayacağız?
Önemli bir değerimize olumsuz eleştirileri savururken hiç mi eksiklerimizi görmeyeceğiz?
A Milli Takım kalecimizin ilk amatör vizesi 18 yaşında, profesyonelliğe geçişi de 19 yaşında ise;
şu anda bu seviyede olmasına sevinmek mi lazım, yoksa dünyanın sayılı birkaç kalecisi arasına bir kişiyi sokamadığımıza üzülmek mi?
Aslında tek gerçek var ki kalecilik ve kalecilerimizle ilgili birçok şeyi sorgulamak lazım.
Yazımı sonlandırırken…
Eğer resmin bütününü size göstermemiş olsaydım, resimdeki kalecimizin Rüştü Reçber olduğunu tahmin edebilir miydiniz?
Umarım futbolumuzu yöneten insanların, günümüzde kaleciler için elimizde 500 parçalı bir puzzle olduÄŸunu ve bizim hala az sayıda parçayla resmi tahmin etmeye çalıştığımızın farkına varırlar. Çünkü hemen 500 parçayı toplarsak o zamanda nereye hangi parça koyacağımızı düşünmemiz gerekecek. Åžimdiden hepimize kolay gelsin…
Kendini kaleci konusunda ki bu olumsuz durumdan sorumlu hisseden bir kaleci antrenörü,
Saygı ve Sevgilerimle;
ABDULLAH MAKSUT ENGİN














Yorumlar 














































